Beypazarı

Abant, Mudurnu, Göynük derken Nallıhan üzerinden Beypazarı’na gidiyoruz artık…


Nallıhan


Batı Karadeniz Bölgesi’nde başkent Ankara’ya 160 km uzaklıkta tarihi İpek Yolu üzerinde doğal güzellikleri ve binlerce yıllık tarihi olan şirin bir ilçedir. Nallıhan adını; yakınından geçen Nallı Suyu ve Osmanlı vezirlerinden Nusuh Paşa’nın yaptırdığı handan alır. Diğer bir söyleyişe göre ise, Halk Kahramanı Köroğlu buradan geçerken gece handa konaklar ve ertesi gün giderken hanın bahçe kısmında atının nalı düşer. Nal yerinden alınarak hanın kapısına asılır ve buradan da Nallıhan ismi çıkar.





Beypazarı güzargahında malesef Nallıhan’a uğramadan transit geçiyoruz ancak muhteşem manzarasını sizinle paylaşmadan Beypazarı gezimi anlatmak istemedim. Çünkü jeolojik yapısı ile çok çekici bir görünüm sunuyor. Çökelme ortamının özelliklerini yansıtan sarı, kahve ve kırmızı tabakaların üstüste tekrarlanması ile görsel açıdan da üstün bir peyzaj güzelliğine sahip.



Beypazarı


Beypazarı, Türk kültürünün güzelliğini, zevkini ve inceliğini yansıtan sımsıcak insanlarla dolu şirin bir ilçemiz. İç Anadolu bölgesinde Ankara’ya sadece 100 km. uzaklıkta bulunuyor. Osmanlı Devleti’nin toprak rejimi ve askeri sisteminin bel kemiğini oluşturan tımarlı sipahi merkezlerinden birisi olan Beypazarı, yöredeki sipahi beyine ve ticari hayatın yoğunluğuna istinaden Beypazarı diye adlandırılmış.



Hıdırlık Tepesi


Beypazarı gezimiz Hıdırlık tepesinde başlıyor. Rehberimizden aldığımız bilgiye göre Hıdırlık yüksek yer anlamına geliyormuş. Daha önce Safranbolu’da da aynı isimli bir tepeye çıkmıştım. Şehri tepeden izleyebildiğimiz bu tip yerlere Hıdırlık tepesi ismi veriyormuş. 

Tepeye çıktığımızda biraz hayal kırıklığına uğramıyor değilim, beklediğim manzarayla karşılaşamadım malesef, Beypazarı çok zengin güzellikleri olan bir yer gibi gelmedi bana yukarıdan bakınca. Sanki tarihi evler değil de betonarme binalar hükmetmiş ilçeye gibi …




Hıdırlık Tepesi



Hıdırlık tepesinden şehri izleyip tekrar otobüsümle beraber ilçe merkezine iniyoruz. Merkeze geldiğimizde yukarıda oluşan intibam kesinlik kazanıyor, Beypazarı ilçe merkezinin büyükşehirlerden hiçbir farkı yok, Safranbolu’da gördüğüm ve burada da benzerini beklediğim tarihi evlerden oluşmuş kasabayı bulamıyorum. Rehberimizin bahsettiğine göre Beypazarı’nda Alaattin Caddesi üzerinde bu tarihi dokuyu bulacakmışız, diğer yerler zamana boyun eğmiş malesef.


Alaattin Caddesi


Beypazarı’nın Osmanlı zamanından kalma ticaret merkezi olan caddesi Alaattin Caddesi, eski günlerini devam ettirmese de turistik yoğunluğu devam ediyor diyebiliriz. İpek yolu üzerinde olması sebebiyle hanların, kervansarayların ve ticaret merkezlerini üzerinde barındıran bu cadde günümüzde sayısı çok azalmış tarihi evlerin, restoranların, kafelerin ve seyyar satıcıların merkezi durumunda. Cadde üzerinde çok sayıda tezgah var, yöre kadınları kendi ürettikleri tarhana, makarna, mısır unu vb ürünlerin yanında yöreden topladıkları ot ve çayları da satıyorlar. 



Yaşayan Müze


Kültüre yapılan yatırımın sonuçları düşünülerek tasarlanmış farklı bir proje olan “Yaşayan Müze”, kültürel mirasın yaşatıldığı bir yer. Yapı, tarihi Beypazarı konaklarından bir tanesi, Abbaszade Konağı. 19. yüzyılda inşa edilmiş olan bu konak tipik Beypazarı evlerinin özelliklerini taşıyor.Belediye tarafından restore edildikten sonra “uygulamalı müze” projesinin hayata geçirildiği yer olmuş. Müze kapısında masalcı bir abla karşılıyor bizi Keloğlan masalını anlatarak buyur ediyor müzenin içerisine. 





Giriş katında bir odada kurşun döken teyzeler diğer bir odada da ebru yapan bir abla bulunuyor, kurşun döktürme girişimim başarılı olmayınca Sadık ebru yapıyor. 



Müzenin ikinci katında Karagöz Hacivat oynatabileceğiniz bir perde ve isterseniz karakterlerini canlandırabileceğiniz kostümler var.



İkinci kattaki diğer odaya giriyoruz, masalcı teyze burada bizi bekliyor, kalabalık bir grup halinde oturup anlattığı keloğlan masalını dinliyoruz.





Beypazarı’nda Alışveriş

  • Telkari

Beypazarı Telkari sanatı ile ünlüdür, ilçe merkezinde ve tarihi çarşı içeriside çok sayıda gümüş dükkanında bu sanat ürünlerini bulmanız mümkün. Aslında bu ilçede bir gümüş madeni yok, başka illerden gelen gümüşler işleniyor ancak Mardin’den sonra telkari sanatının en ünlü olduğu yer Beypazarı. 

  • Beypazarı Kurusu

Süt, tereyağı, un, tuz, maya ve tarçın birleştiğinde bu kadar güzel bir lezzet ortaya çıkar mı? Bu malzemelerden yoğrulan hamur, Beypazarılıların özel taş fırınlarında pişer ve kurutulursa sadece güzel değil dayanıklı da oluyor. Yüz yılı aşkın bir süredir yapılmakta olan kuru, ülkemizde Beypazarı dışında bir yerde yapılmıyor. Beypazarı’nda her yerde bulmanız mümkün, hediyelik olarak almanızı öneririm.


  • Havuç Lokumu


Türkiye’de üretilen havuçun {6513b5a67fc704392d1226df16efc6c033d09f335a9fb08d775275f97162558d}85’i Beypazarı’nda üretiliyormuş. Havucun ana vatanında havuçla yapılan yiyeceklerin gelenekselleşmemesi düşünülemezdi. Beypazarı’nda yetişen sulu havuçların lezzet kattıkları havuç döneri, havuç reçeli, cezerye, havuç lokumu gibi yiyecekler bunlara birkaç örnek. 




  • Cevizli Sucuk


Ceviz ve üzümden elde edilen şırayla yapılan cevizli sucuğun Beypazarı’nda gelenekselleşmesi üzümlerinin güzelliğindendir. Bu yörede üzümlerin ince damarlı yapısı cevizli sucuğa elverişlidir. Şekil itibariyle sucuk adını alan bu tatlı yiyecek sonbahar aylarında yapılmaktadır.



Ayrıca el yapımı makarna, şehriye, tarha vb ürünlerden de çarşı içindeki tezgahlarda çok sayıda bulmanız mümkün. Beypazarı’nda ahilik geleneğinden kalma bir özellik olarak, tüm tezgahlarda aynı ürünler için fiyat aynı, pazarlık yapmakla uğraşmanıza gerek kalmıyor.


Yöresel Mutfak: Bağ Evi


Hıdırlık Tepesinden sonra ilçe merkezine inip gezi öncesi öğle yemeği molası veriyoruz, adresimiz: Bağ Evi Anadolu Mutfağı


Bu restoran tipik bir bağ evi aslında, büyük bir bahçenin içerisinde kurulmuş tamamen ahşap 2 katlı bir bina. Restoran kısmında ortada kocaman bir soba var üzerinde kızaran sıcak ekmek ve terayağ ikisi ile karşılıyorlar misafirlerini. 


 
Bayramoğlu ailesi 6 kuşaktır işletiyormuş burayı. Bağ evinin en güzel özelliği ise aile fertlerinin yazın 4 kışın ise 3 kuşak bir arada fasıl ve animasyonlar ile misafirlerine hizmet etmesi. Biz ekim ayında gittiğimizde Hüsnü bey babası ve oğlu ile beraber bize güzel bir show hazırlamıştı.




Yediğimiz içtiğimiz bizde kalmasın onları da sizlere anlatmak istiyorum 🙂 Sıcak ekmek ve tereyağ ikilisinin ardından Tarhana çorbası ile başlıyoruz. Buradaki tarhana klasik tarhanalara benzemiyor, daha ekşi. Özelliği ise “Keş” denilen ekşi bir peynir mayası kullanılarak yapılıyor olmasıydı. Değişik ve lezzetliydi. 

   



Çorbalarımızı içtikten sonra sıra geliyor meşhur Beypazarı Güveç‘ine. Güveç denilince etli ve sebzeli bir yemek bekledik ama önümüze değişik bir güveç geldi, aslında bir tür pilav da diyebiliriz. Kuzu eti, pirinç, domates, biber ve tuz kullanılarak yapılan güveç aslında adını 50cm çapında ve 8cm derinliğindeki toprak kaptan alıyor, çok leziz bir yemek olduğunu söylememe gerek bile yok sanırım…



Güveç’ten sonra bence yemeğin assolisti olan yaprak sarma geliyor. Beypazarı dolmasını diğer yörelerden farklı kılan şey aslında kuyruk yağı. Yaprakları kuyruk yağı ile yumuşattıktan sonra iç malzemesini koyuyorlarmış. Bakır kap içinde de servis edilince tadından yenmiyor gerçekten …



Ve gelelim tatlıya, 2 çeşit tatlı servisi yapıldı. İlki baklava, temel olarak farklı bir yanı yoktu baklavanın, yörenin cevizi ve 50 ile 80 kat arası değişen yufkası ile yapılmış tereyağlı bir baklava sunuluyor. Ben pek baklava sevmediğim için hakkımı ikinci tatlıdan yana kullanıyorum: Höşmerim. Daha önce Ege yöresinde Höşmerim yemiştim, peynirli bir tatlıydı. Beypazarı Höşmerim’i ise çok farklı, içinde peynir yok. Sadık ve ben çok beğendik, öneririz … 

 
 




2 Comments on “Beypazarı”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir