Saraybosna

Yine bir ucuz bilet fırsatını değerlendirme operasyonu sonucu minik teyzem ile kızkıza tatil planları yapıyoruz ve bu sefer rotamızdaki şehir Saraybosna…
 

Saraybosna Uluslararası Havalimanı

 
1992 – 1996 yılları arasında yoğun bir kuşatma altında yaşayan ve insanların hayatını kaybetme korkusuyla aylarca evden çıkamadığı günlere sahne olan Saraybosna, şimdilerde tüm kötü anılara rağmen huzur ve neşenin harmanlanarak tüketildiği duygulu bir şehir olarak varlığını sürdürüyor. Hemen her gidenin döndüğünde zihninde ilk canlanan şeyin duvarlardaki mermi izleri olduğuna bakmayın, Saraybosnalılar o günleri de, o izleri de belleklerinin uzak bir noktasına yerleştirmiş. Çok şey var elbet konuşulacak, bu şehrin ve bu şehrin insanlarının çektiği çilelere, savaşın soğuk yüzüne dair. Ama gelin biz bu güzel şehrin artık eğlence dolu caddelerine, birbirinden güzel köprülerine, lezzet dolu yemeklerine, duygulu misafirperverliğine ve olanca sıcaklığıyla bizdenliğine dair konuşalım.
 
 

 
 
Vize uygulaması
 
Saraybosna, Türk vatandaşlarına vize uygulamıyor ancak ülkeye girişte size dönüş için aldığınız uçak biletlerinizi soruyorlar. Bu uygulama herkes için geçerli değil, bize sormadılar ancak eğer sorarlarsa ve siz ülkeden ne zaman çıkış yapacağınızı ibraz edemezseniz malesef ülkeye girmenize izein vermiyorler. Yanınıza dönüş uçak biletlerinizi almayı unutmayın.
 
Havalimanından şehir merkezine ulaşım
 
Saraybosna, balkan rotalarının merkezi konumunda yer aldığı için Türkiye’den ve dünyanın birçok yerinden çok sayıda havayolu şirketinin direk uçuş düzenlediği bir destinasyon. Biz Pegasus havayollarından yaklaşık bir sene once satın aldığımız biletler ile uçtuk. Biletleri gidiş-dönüş 60 EUR civarında almıştık.
 
Havalimanından şehir merkezine uzaklık yaklaşık 12km. Saraybosna havalimanından şehir merkezine direk giden bir toplu taşıma sistemi mevcut değil. Havalimanı çıkışında bekleyen taksiler ile şehir merkezine kadar gidiş 30KM (1 EUR = 2 KM) arasında değişiyor. Pazarlığa çok açık değiller ancak taksiye binmeden once şöföre ne kadara götüreceğini sormanızda fayda var.
 
Biz giderken bilmiyorduk ancak kaldığımız sure içinde havalimanına tramvay ile de ulaşabileceğimizi öğrendik. Havalimanından 20-25 dakikalık bir yürüyüş ile “Ilıca” bölgesindeki tramvay durağına yürüyüp buradan 3 numaralı tramvay ile şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Aynı yolu taksi ile geldiğinizde 10KM alıyorlar. Tramvay bileti de 1,50KM.
 

 
 
Saraybosna’da gezilecek yerler
 
Saraybosna’da görülmesi gereken en önemli yerlerden biri Arşidük Franz Ferdinand’ın öldürülmesiyle 1. Dünya Savaşı’nın başlamasına neden olan Latin Köprüsü’dür.
 


Latin Köprüsü

Latin Köprüsü dışında kesinlikle görülmesi gereken yerler arasında Başçarşı, Gazi Hüsrev Bey Camii, Ulusal Müze, Sönmeyen Ateş, Ortodoks Kilisesi, Ali Paşa Camii, St. Anthony Katedrali, İsa’nın Saklı Kalbi Kilisesi ve Savaş Tüneli yer alıyor.
 

Başçarşı

 
Başçarşı
 
Bizim Kapalıçarşı’nın üstü açık hali gibi. İçerisinde bakır, şal, ipek, hediyelik eşya vs satan yüzlerce minik dükkan, restoranlar ve kafeler var. Burayı gezmekiçin muhtemelen yarım gününüzü ayırablirsiniz. Restoranlarında muhteşem Bosna yemeklerini, kafelerinde de zuun uzun tatlı ve kahve molası vermenizi öneririm.
 

 

 

 

 
Gazi Hüsrev Bey Camii
 

Başçarşı’nın tam ortasında bulunan Saraybosna’nın en büyük ve Osmanlı döneminden kalma en eski camisidir. Bosna Savaşı sırasında Saraybosna’da yer alan tüm kültürel ve dinî eserleri ortadan kaldırmayı amaçlamış bulunan Sırp ordusunun başlıca hedeflerinden haline gelmiştir. 1996 yılında dış yardımlarla tamir edilmiş olmakla beraber, Suudi Arabistan tarafından sağlanan malî desteğin etkisiyle aslına sadık bir şekilde Osmanlı mimarisine uygun biçimde restore edilmiştir. 
 

 
 

 

 

 


 
Kiliseler ve Katedraller


Saraybosna hem müslümanların hem de hristiyanların beraber yaşadığı bir şehir olduğundan, camiler kadar klise ve katedrallerde son derece ilgi çekici. Şehirdeki en büyük katedral St. Anthony Katedrali, Miljacka nehrinin diğer tarafındadır. İsa’nın Saklı Kalbi kilisesi eski şehir merkezindedir ve sadece ayin saatlerinde ziyarete açıktır. Önünde bulunan meydan yerli halkın buluşma noktası gibidir ve etrafındaki kafelerde zevkli vakit geçirebilirsiniz. Ortodoks Kilisesi ise mimari açıdan etkileyici görüntüye sahiptir ve Başçarşı’ya yürüme mesafesindedir.
 

 
Ortodoks Kilisesi



St. Anthony Katedrali

İsa’nın Saklı Kalbi Kilisesi

 
Sönmeyen Ateş

İkinci Dünya Savaşı sonrası Yugoslavya’nın bağımsızlığını kazanmasının ardından 1945 yılında yakılan ateş ve bu ateşin arkasına yapılan anıt ise; Boşnak, Hırvat ve Sırpların hep birlikte özgürlüklerini kazandıklarını simgeliyor. Ateş, 1945 yılından beri hiç sönmeden yanmaya devam ediyor.

Sönmeyen Ateş Anıtı

Umut Tüneli

Bosna savaşı sırasında kazılan 800 metre uzunluğunda 1 metre genişliğe sahip 160 santim yüksekliğinde olan tüneldir. savaş sırasında saraybosnanın dünyaya açılan tek umut kapısıydı. Aliya İzzetbegoviç ve arkadaşlarının fikriyle açılan tünel, savaş zamanında günde yaklaşık 1000 kişinin kullandığı ve gelen ihtiyaç malzemelerinin Bosna halkına ulaştırıldığı dünya üzerinde olan en onurlu tüneldir. Özgürlüğe ve dayanışmaya açılan bu tünel günümüzde müze olarak kullanılıyor.



Tunel Spasa

Umut Tüneline gitmek için, Başçarşı’daki tramvay durağından 3 numaralı tramvaya binip son durakta iniyorsunuz. Bu durağın adı “Ilıca” burada inip tünele gitmek için taksiye binmeniz gerekiyor. Taksi 5 KM tutuyor, malesef başka bir ulaşım aracı yok. Müzeyi gezmek için en az 2 saatinizi ayırmanızı öneririm. Giriş ücreti 10KM, müze görevlileri nasıl gezeceğiniz konusunda size yönlendiriyorlar. Dönüşte taksi bulmak için müzenin otoparkındaki kafeden yardım alabilirsiniz ancak gelen araç sizden çift tarife ücreti alacak, bilginize.



Bunlar dşında Saraybosna eski kentin ara sokakların ve Miljacka nehri boyunca bir sürü tarihi bina ve dini mekanları group gezebilirsiniz. Bu geziniz boyunca savaş sırasında darbe almış ve hala aynı şekilde duran binalar dikkatinizi çekecektir saıyorum. Bu binaların amir edilmemesinin sebebi, genç kuşağa geçmiş neler yaşandığını unutturmamakmış.

Neolitik çağdan beri yerleşim yeri olarak kullanılan Saraybosna’nın günümüzde medeniyetler müzesi gibi bir şehir olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumun nedeni yakın tarihte birçok ulusun egemenlik kurmaya çalıştığı kimi zamansa çeşitli milletlerce ortak olarak yönetilmiş olması. Bu zorlu birlikte yaşama sürecinin çeşitli badirelerle atlatılması Saraybosna’yı aynı zamanda bir hoşgörü şehri haline getirmiş. Buraya geldiğinizde dikkatinizi çeken ilk şey camilerin, kiliselerin ve sinagogların birbirine oldukça yakın şekilde konumlanmaları olacaktır. Bu birliktelik yaşam ve inanç pratiklerine yansıdığı gibi mimariyi de şekillendirmiş bir unsur. Saraybosna’da Osmanlı Mimarisi ve Sovyet Mimarisi klasik modern Batı Mimarisi ile harmanlanmış durumda. Mimarideki farklılık nedeniyle Saraybosna sokaklarında dolaşırken kimi zaman kendinizi küçük bir Anadolu kasabasında kimi zamanda izole bir Avrupa şehrinde gibi hissedebilirsiniz.

Saraybosna’da ne yenir?

Saraybosna mutfağı, hemen her konuda olduğu gibi Osmanlı izlerine belirgin biçimde yansıtmaktadır. Dolayısıyla Saraybosna seyahatiniz boyunca yemek konusunda sıkıntı çekmeyeceğinizi, hatta kendinizi evinizde gibi hissedebileceğinizi söyleyebilirim.

Saraybosna’nın en ünlü et yemeği Cevapi denilen ızgara köftedir. Biz birkaç mekanda Cevapi denedik ve bir tanesini fazlaca beğenip son 2 günümüzü sadece orada geçirdik diyebilirim. Eski Galatasaraylı futbolcu Tarik Hodzic’in mekanı “Galatasaray” Başçarşı’da Ramis pastanesinin hemen yanında. 1 porsiyon cevapi 7KM. Lezzet ve ortam güzel ama Tariı abinin muhabbeti daha güzel 🙂

 

Çarşı içindeki tüm restoranlarda cevapi yiyebilirsiniz ama bizim favori mekanımız kesinlikle “Petica” fiyat aynı ama ortam ve lezzet mükemmel. Mutlaka öneririm.

 

 


Hemen her malzemeden yapılan meşhur Boşnak börekleri de kesinlikle tatmadan geçilmemelidir. Börekçiler günün her saatinde çok kalabalık. Börekler yanında biraz sıvı kıvamlı bir yoğurt ile servis ediliyor. Biz iki mekan denedik börek için ve bir tanesini size kesinlikle önereceğim.

İlk durağımız “Bosna” börek fırında pişiyor, lezzetli ve ucuz, resimde gördüğünüz tabaktan 3 adet yedik toplam ve 2 bardak ayran ile beraber 8KM ödedik.

İkinci durağımız ise “Sac” burada börekler farklı bir yöntemle kömürde pişiyor. Mangal gibi büyük bir tezgahın tabanı tamamen kömür ile dolu, üzerinde tepsileri otutturdukları bir demir halka ve bu halkanın üzerindeki tepsiyi üstten kapatan ve üzeri kömür ile dolu bir düzenek var. Böylece börek hem alttan hem de üssten kömür ateşinde pişiyor. Sonuç mükemmel…

 

Kahve ve tatlı kültürü ise beni şaşırtacak kadar gelişmiş, her köşe başında bir kafe var ve sürekli kalabalık. İnsanlar markete alışverişe giderken bile bir mola verip kahve içiyorlar yanında da mutlaka bir porsiyon tatlı. Bosna’nın yerel tatlısının adı “Tufahija” şerbetli bir elmanın içi cevizle doldurulmuş ve üzerine tatlı krema ile servis ediliyor. Mükemmel diyemeyeceğim ama denemeye değer. Balkan ülkelerinde benim favorim her zaman “Trileçe” bütün dükkanlarda bulabilirsiniz, bizdekilerden daha lezzetli, bence denemelisiniz.

 

“Bosinian Coffee” diye sundukları kahve aslında Türk kahvesi ama özel bakır servislerde çok hoş bir sunumu var. Tüm kafelerde bulabilirsiniz ama benim bu konuda önereceğim mekan “Aksaraj” tam Sebil’in karşısındaki köşede, gündüzleri dışarıda da masaları var akşam saatlerinde içeride hoş bir müzik eşliğinde keyifli anlar geçirebilirsiniz.

 

Saraybosna’da alışveriş

En merkezi konum olarak Başçarşı’yı ele alırsak burada A’dan Z’ye satın alacağınız herşeyi bulabilirsiniz. Bakır cezveleri kahve takımları ve hediyelik eşyalar bolca var. Çok sayıda halı dükkanı da mevcut. Bunun dışında şekerci dükkanları hediyelik şekerlemeler satıyor. Ama benim ilgimi çeken ana konu yiyecekler. Marketlerden yada bu tip şeyler satan dükkanlardan isli et yada isli peynir alabilirsiniz. Ayrıca kasaplardan cevapi alabilirsiniz. Ben gelirken cevapi alıp geldiğimi itiraf edeyim 🙂

Saraybosna’da geçirdiğimiz 3 gece 4 günlük zamanın 2 gününü Saraybosna’yı gezerek, 1 gününü Mostar’a giderek ve son günü de alışveriş ve keyif için harcayarak geçirdik. Buraya seyahat etmek isteyenler için Mostar dahil 2 gece 3 gün yeterli oalcaktır diye düşünüyorum. Vizesiz seyahat ve ucuz bilet imkanları varken bu güzel şehri gezmek için zaman ayırmanızı tavsiye ederim, hiç pişman olmazsınız…

Mostar yazım için: http://hayatgezinceguzell.blogspot.com.tr/2015/04/mostar-do-not-forget.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir