St. Petersburg

Rusya’nın ikinci büyük kenti, önde gelen sanayi ve kültür merkezi olan St Petersburg adını en önemli çarlardan biri olan Deli Petro’dan almış. Sovyetler Birliği döneminde adı Leningrad olarak değiştirilse de birik dağıldıktan sonra eski adını kullanmaya devam etmiş.  Şehrin Çar. 1. Petro tarafından 1703 yılında kurulduğu, 47 adadan oluştuğu gibi ansiklopedik bilgileri bir kenara bırakırsak, bu şehir için Rusya’nın batıdaki penceresi demek doğru olacaktır. Şehirde yaşayanlar ise buraya Rusya’nın kültürel başkenti diyorlar.


 
Ulaşım
 
Rusya ile Türkiye arasında vize serbestisi olduğu zamanlarda yolumuzu St. Petersburg’a düşürüp 4 günlük bir gezi organize etmiştik. Şu an daha fazla uçak bileti opsiyonu ve daha uygun bilet fiyatları olsa da biz gittiğimiz 2015 yılında Ukrayna havayollarının Kiev aktarmalı uçuşu ile St. Petersburg’a varmıştık.

Pulkova havalimanı oldukça küçük bir terminale sahip, pasaport kontrolünden geçtikten sonra size şehir merkezine götürecek kadar paranızı Ruble’ye çevirmeniz yeterli çünkü havalimanında kur çok yüksek. Şehr merkezinde daha uygun seçeneklerde döviz cinsinizi değiştirmenizi öneririm. Bu arada St. Petersburg’un ucuz bir şehir olmadığını da ayrıca belirteyim. Yanınızda yeteri kadar para bulundurmaya dikkat edin.

 



St. Petersburg şehir içi ulaşımı için en uygun seçenek metro. Her yere metro ile ulaşmak mümkün ancak metro durakları arasında yolculuk yaparken biraz dikkat etmeniz gerekebilir. İstasyonlardan edineceğiniz bir harita bu konuda size çok yardımcı olacaktır eminim. Durak isimlerini latin harfleri ile yazan tabelalar mevcut ancak trene bindikten sonra yapılan anonslar sadece Rusça. Bu sebeple gideceğiniz yere uygun durak adını belirledikten sonra bindiğiniz duraktan aç durak sonra ineceğinizi de hesaplayıp yolculuk sırasında durakları saymanızı öneririm. Yoksa yanlış yerde inme olasılığınız çok yüksek. Metro biletlerini girişteki otomatlardan alabilirsiniz, sonrasında ise bugüne kadar göreceğiniz en dik yürüyen merdivenlere bineceksiniz. Bir keresinde sure tuttuk, aşağı inmemiz tam 4 dakika sürdü. Her yürüyen merdivenin sonunda minik bir kulube içinde outran görevliler var ne iş yaptıklarını tam olarak anlayamadık ama her istasyonda bulunuyorlar.  İstasyona indiğinizde size görkemli avizeler, varaklı kemerli duvar süslemeleri karşılayacak. St. Petersburg’da toplu taşımaya kullanmayı planlamıyorsanız ble sadece bu istasyonalrı gezmek için bile denemenizi öneririm. 
 
Konaklama
 
St. Petersburg’da konaklamak için her bütçeye uygun seçenek bulmak mümkün. Biz şehrin merkezinde bulunan Nevsky caddesi üzerindeki Cronwell Inn Stremyannaya‘da konakladık. Çoğu yere yürüyerek ulaşabildiğimiz için bu oteli herkese öneririm. Özellikle hergün saat 17:00’de otelde konaklayan misafirlere özel çay saati var. Gün içindeki yoğun gezi programınıza ara vermek istediğinizde bir çay – kahve molası için güzel bir hizmet.

 


Yeme – İçme

St. Petersburg’da, özellikle Nevsky caddesi üzerinde çok sayıda restaurant var; hem fast food, hem lüks, hem İtalyan yemeği,  hem Türk yemeği seçenekleri mevcut. Ama yerel yemeklerden tatmak isterseniz Rusya’ya özgü iki yemeği önereceğim size. Birincisi Rusya’nın meşhur pancar çorbası olan Borsch Çorbası, diğeri ise et yemeği olan Straganof. her iki yemeği de şehirdeki tüm restaurantlarda bulmanız mümkün ancak Straganoff Steak House iyi br yemek için doğru tercih olacaktır, gitmeden once rezervasyon yaptırmayı unutmayın. Bunlar dışında gün içinde atıştırmak için krep çok popüler bir seçenek, aklınızda olsun. İçecek oalrak ise en popular içknin vodka olduğunu belirtmeye gerek varmı bilmiyorum .

 


İklim – Hava Şartları

St. Petersbur’a seyahat ettiğimizde bu şhir bizim için gittiğimiz en kuzey şehir oldu. Kuzeyde olmasına rağmen yaz aylarında sıcaklık 30 dereceye ulaşmaktadır, kışları ise oldukça soğuk geçiyor; bu sırada hem bol yağış alıyormuş hem de kanallar donuyormuş. Haziran-Temmuz ayları arasında en uzun günlerin yaşandığı döneme beyaz geceler deniyor. Bu dönemde yaklaşık 2 hafta boyunca güneş hiç batmıyormuş. Özellikle bu dönem şehrin en çok turist ağırladığı dönemmiş.


St. Petersburg Gezilecek Yerler

St. Petersburg gezimiz için biz 3 gece 4 günlük bir program yaptık ve şehirde gezlmesi gereken yerler için gayet yeterli oldu. Ancak siz daha rahat bir gezi program yada programınıza daha çok gezilecek yer eklerseniz bu süreyi uzatmanız mümkün. Bizim gezdiğimiz yerler hakkında kısa bilgiler vereyim sizlere.

Kazan Katedrali

Rus Ortodoks kilisesine bağlı olan Kazan Katedrali, 1801 le 1811 yılları arasında yaptırılmış, 80 metrelik kubbesi le zamanında dönemin en yüksek kubbelerinden biriymiş. Nevsky caddesi üzerinde yürürken mutlaka karşınıza çıkacaktır, Kutsal mekanlara ilginiz varsa mutlka gezmenizi öneririm, giriş ücretsiz.

 

 


Katedralin hemen karşısında bulunan Singer binası şehrin turistik yerlerinden ancak ben neden olduğuna tam anlam veremedim. Burası dikiş makinası firması olan Singer’in merkez binasıymış zamanında ancak şu an içeriside mağazalar olan bir bina. En üst katındaki kafeden şehir manzarası izlenebiliyormuş.

 


 
St. Isaac Katedrali

Ortodoks dünyasının en yüksek katedrali olan bu yapıyı dışarıdan gördüğünüz anda etkilenmemek mümkün değil. Altın kaplama kubbesi ile çok ihtişamlı bir bina. Burada hem katedrali gezmek için hem de kuleye çıkmak için ayrı bilet almanız gerekiyor. Biz kuleye çıkmadan sadece katedral gezmek için bilet aldık. Özellikle içerideki duvar ve tavan süsleri çok göz alıcıydı.

 


Kanal Turu

Katedralin hemen önündeki parkta bulunan bronz atlı heykeli ise şehrin bir diğer simgesi. Ayrıca parkın hemen önünde bulunan Neva nehri kıyısından kalkan tekneler ile kanal turu da yapabilirsiniz. Nehrin birçok yerinden kalkan tekneler mevcut, fiyatlar genelde aynı. Biz iki kişi için 400 Ruble ödeyerek 1 saatlik tur aldık. St. Petersburg’da yapılan tekne turu diğer Avrupa şehirlerinde yapılan kanal turlarına benzemiyor çünkü ağırlıklı olarak Neva nehri üzerindeki adalar arasında gezip şehrdeki az sayıda kanalın içinde geçiyor. Neva nehri de oldukça geniş bir nehir olduğundan sanki boğaz turu yapıyormuş gibi hissedebilirsiniz ancak bu şehre gelip mutlaka yapılması gereken atraksiyonlardan biri olduğu için tekne turu yapmanızı da öneririm mutlaka.



Bunun dışında özellikle yaz aylarındaki beyaz geceler döneminde gece hava kararana kadar devam eden ve yaklaşık 2 saat süren tekne turları mevcut. Bu turlar sırasında St. Petersburg adaları arasındaki köprülerin ışıklandırılmış halini izleyebilirsiniz.

 



Hermitage Müzesi

İnziva yeri anlamındaki Hermitage, Rusya’nın en büyük dünyanın da sayılı müzelerinden biri. 3 milyonun üzerinde esere sahip müze 5 binadan oluşuyor. Barok tarzda yapılmış ve Kışlık Saray olarak geçen bölümünün mutlaka görülmesi tavsiye ediliyor. 1762 yılında tamamlanmış Kışlık Saray’ın Neva nehrine bakan cephesi tam 2 km uzunluğunda, 1054 odası ve 2000 penceresi var.


Çariçe Katerina’nın 1764 ve 1774 yılları arasında Batı Avrupa’nın en iyi koleksiyonlarını satın almasıyla müzenin ilk temelleri atılmış. Guinnes rekorlar kitabına dünyanın en büyük resim galerisi olarak giren müzedeki 322 galeriyi gezmek için toplam 25km yürümeniz gerekiyormuş.

Bu müzeyi gezmek için en az bir gün ayırmak gerektiğinden biz müzeyi gezmedik ancak ilgilenenler için müze girişi için 1-2-3 günlük bilet opsiyonları var. Müzenin internet sitesinden güncel fiyatları kontrol etmenizi öneririm.

Dvortsovaya Meydanı

Hermitage müzesinin önünde çok büyük bir Saray Meydanı bulunuyor. Meydanın ortasındaki Alexander Sütunu dünyanın en büyük yekpare sütunu unvanına sahip. 47,5 metre yüksekliğinde e 700 ton ağırlığındaki sütun Napolyon’a karşı 1812’de kazanılan zaferin anısına dikilmiş. Hiçbir destek olmadan sadece kendi ağırlığıyla duran sütunun tepesinde elinde haç olan bir melek var, ayağının altında da bir yılan. Bu da iyinin kötüye karşı oaln zaferini gösteriyor.

 

 


Hermitrage’ın karşısındaki bina dünyanın en uzun yapılarından biri, içinde Savaş, Dışişleri ve Finans bakanlıkları yer alıyor.

Meydanın devamında, üzerinde altı atlı bir araba süren Zafer Tanrıçası heykelinin olduğu bir kemer var. Bu kemeri geçince, St Petersburg’un meşhur alışveriş caddesi Nevsky Prospekt karşınıza çıkıyor.

Hermitage meydanı da denilen Dvortsovaya meydanı şehrin en büyük ve en önemli meydanı sayılır. Gerçekten oldukça etkileyici genişlikte ve eğlenceli bir meydan. burada yapılabilecek bir sürü aktivite var. At arabaları ile gezebilir, meydandaki sokak sanatçılarını izleyebilir, akşam saatlerinde Hermitage müzesi binası üzerine ynsıtılan ışık ve ses gösterilerini izleyebilirsiniz. Bu meydanda çok sayıda Peter ve Katerina kıyafetli kişi göreceksiniz, bu kişilerle para karşılığı resim çektirebilirsiniz.


 

Dökülen Kan Kilisesi – The Church of the Savior  on Spilled Blood


St. Petersburg’un e turistik yerlerinden biri olan Dökülen Kan Kilisesi, Moskova Kızıl Meydandaki binaları andıran mimarisi ile gerçekten göz alıyor. Griboedov Kanalının kenarındaki kiliseye girmek ücretli, içerisi binanın dışı kadar göz alıcı olmasa da mutlaka görmeniz gereken yer olarak lstenizda olmalı.


Kilisenin hemen önündeki Mikhailovsky Parkı ise bizim şehirde gezmekten en çok keyif aldığımız yer oldu. Şehrin merkezinde kocaman bir park, içerisinde mimari eserler, hayvanat bahçeleri, botanic parklar gibi bölümler mevcut. İçerideki kafelerde oturup mola verebilir yada park içinde yürüyüş yapabilirsiniz. Parkın pek çok kapısı mevcut, Neva nehri tarafından çıktığınızda nehir üzerindeki köprü ve ada manzarasını da izleme olanağınız olur.


Peter and Paul Kalesi ve Kilisesi
 
Neva nehrinin hemen kenarında kendine ait bir ada üzerinde yerleşik kale 1900’lerdeki Rus devrimi sırasında cezaevi olarak kullanılmış. Tam ortasındaki Peter ve Paul kilisesine de ev sahipliği yapan kale günde binlerce turist ağırlıyor. Kaleye ve kiliseye girmek ücretsiz ancak kilisenin kulesine çıkmak için ücret ödemeniz gerekiyor. Sonrasında ise sabırla basamakları tırmanmaya başlayabilirsiniz. Yukarı çıktığınızda iki farklı manzara göreceksiniz; bir tarafınızda muhteşem Neva nehri, karşınızda St. Isaac Katedrali ve Hermitage Müzesi aşağılardan size göz kırpıyor. Başınızı biraz çevirince de göreceğiniz manzara; çatılar, çatılar ve yine çatılar… Bir yanda St. Petersburg’un büyülü yanı, diğer yanda da gerçek yüzü.  Ama şunu söyleyebilirim; şehrin diğer yüzü de bizim öyle büyük kentlerde alışık olduğumuz gbi karma karışık yada insanın için bunaltan türden değil, tüm binaların boyu eşit yükseklikte, gökyüzündeki bulutlar bile bir başka görünüyor.


Petherof Sarayı ve Bahçeleri

Pethorof Sarayı da St. Petersburg’a kadar gelip malesef gezemediğimiz yerlerden biri. Çünkü şehrin oldukça dışında bir bölgede yer alıyor. Bizim gittiğimiz dönemde hava şartları müsait olmadığından biz programımıza dahil edemedik, ancak yaz mevsiminde gidecekseniz ve günübirlik bir gezi için vaktiniz varsa programınıza eklemenizi öneririm,

 
 
 
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir